22 Kasım 2009 Pazar

XİKSVELİE VE İNCİLERİ


 *Ayrılık noktasının başında. Aşkının  büyük çıkmazında. Anlamaya çalışırken, histerik davranışlar hazırlığında. Olmayacak, ortam bir türlü ısınmayacak kaygısında.

*Rüzgarı bitmez tepelerde oturdum tek başıma. Çok düşündüm aklımca. Günler geçirdim, aylar ve yıllar geçti sonra. Baktım ben hala aynı tepede. Aynı düşünceler sarmalının en tepesinde.

*Rüyalarımda yine sen. Tanıyamamış olduğumdan yüzler değişik. Tanımlar sınırlı. Ses tonların hep bir ayrı. İfadeler karmakarışık, uyandığımda bende hep bir telaş, bir suskun yakarış; elbet bir gün bunlar da bir yerlerde anlatılır. Duyanlar gülümser, şaşırır.

*İlginin çekiciliği üzerine konuşma benimle. Topladığın onca insana bak. Değerini kendin çiz biraz. Üzülme diye sustum. Ama artık ben üzgünüm. Özellikle senden birşeyler bekledim. Ve sen sadece onlara baktın; dünyanı sınırlayıp, sattın.

*Zaman geçirme odaklı yapılan sohbet. Doldur boşalt muhabbet. Bırak beni artık; vazgeç sen de dirayet.İrili ufaklı dalgın kifayet.

20 Kasım 2009 Cuma

SÖYLEMEYE ÇALIŞTIM

Manasız sohbetler çıkmazında. Ağzımdan çıkan her kelime yapay, sanal bir oyuncu. Sesler duyuyorum uzaklardan; sanki yakınımdalar. Yoksa içimden geçenler mi ? İnsan, insan olmaktan çıkıyor. Herşey tuşlara bağlanmış. Ayaklar sürülüyor... Yüzyüze konuşmaya cesaret, deniz altında saklanmış bir mucize. Sesler duyuyorum, beni korkutan sesler. Basmaya korkar, orda bile kendi değil. Başka bir dünya, tehlikeli. Yalnızlığına tiryaki olmanı sağlayan sersem serseri. Yüzleşmedikçe yaklaşan, yakınlaşan. Tanıyamadığın insanlar, hep beraber konuşurlar. İçinden çekip alacak hiçbir şey yok. Boş. Saydam. Belli değil. Manasız. Çoğalıyorlar; rüzgarına kapılanlar memnun gibi. Geçen zamanın dikkatini çekiyor bu. Elbet dönmeyecek. Ama konuşulanlar sahte, cevap vermeye gerek yok. Çık ve uzaklaş. Bırak; onlar yalan dünyalarında, yalan insan figürleri ile yalan bir gerçeklik ile beraber olsunlar. Canlarını yakmayanlarla beraber mutluluk ve samimiyet tabloları çizsinler tuvallerine. Çizdikçe bozulacak, boyalar akacak, resim dağılacak. Sonuçta, en sonunda ellerinde koca bir hiçlik kalacak.

17 Kasım 2009 Salı

DÜŞÜNME

 Günler geçiyor birbir. Hiç yavaşlamadan, hiç hızlanmadan. Aynı dakikalar, aynı saatler. Bense bıkıyorun artık, istemiyorum şu anı. Değişmeyenlere bağırıyorum, istenmediklerini anlatmaya çalışıyorum. Çaresizliğimi açığa vuruyorum, içimdeki bağıran seslere inat. İnsanlar bitirmişler, bu sancılı hayatlarını, bir bakıma çareyi umarak. Bir arkadaş, bir dost yakınlığına muhtaç. Beraber ağlamak, hüzünlü bir akşamüstünde. Belki de önlenirdi felaketler bu sayede. Belki bir fidan kırılganlığı, bir ağaç kalınlığına uzanırdı; sayısız ormana yol açılır. Doğa sana söylerdi bütün güzellikleri.
Hüznümü yarım bırakamadım. Sesli sesli söyleyemedim, bu suskunluğumun açıkta bırakmadığı derinliklerimi. İster istemez kötü oldum. Yapmak istemediklerim önümde sırada. İnatla uğraşsam da, yakınımdalar. Kopamadım bu limandan. İsterdim, bilinmezlik daha iyi sanki şuan ki  durumda. Geçmesini dilediğim fırtına, bana yaklaşmakta daha da. Bir ses duysam, onun yanına koşacağım son sürat. Unutmak için çabalayacağım onun yanında. Beni kendine benzetmesini isteyeceğim. Onun gibi, herkes gibi, kendim gibi olmak... Belki de hiç olmayacak.

15 Kasım 2009 Pazar

BU YOL ÇOK UZUN GİBİ

Yanlış zamanlama yine. Yine başarısız bir sonuç önümde. Söylemeyeyim dedim; kendimi tutamadım. Kendimi başka başka zincirleme kazalara uğrattım. Beni öldürmedi; ama güçlenmedim de. İnancımı sekteye uğrattı sadece. ''Birşeyler eksik.'' Sen sölemiştin bunu bana, belki de yıllar yıllar önce. Yanlış anlamıştım o zaman. Kendimi kötü hissetmiştim. Başaramayacağıma inandırılmıştım. Başka güçlerce kandırılmıştım. Şimdi ne oldu öyleyse ? Beni bir arada tutan sebep ne? Ben, benle hiç küsmemişim demek ki. Beni benden uzaklaştıramamışlar demek ki. O zaman sıra teşekkür etmekte bana, beni bana anlatamayanlara, bu umulmaz başarısızlıklarına. Herşeyin bir sebebi var mı ? Bence, yok artık. Düşünmenin aritmetiği yok, duyguların geometrisi çok. Hazırım şu an, beni al yanına... Götür uzaklara, yolu sen belirle. Bir bildiğin olsa da, sus. Konuşmamaya gayret et. Zaten kaybettiğim herşeyin arkasında, uzun uzun konuştum kendimle. Hesabımı yaptım, o defterleri çoktan kapattım. Tozlu raflara üst üste dizdim hepsini. Bir daha açmamak üzere, mühürledim. Sen geldiğinde belki, belki beni uyandırmaya geldiğinde. Gerçekleşecek o doğum. Loğusam, benim. Benim gerçek meleğim. Söylemeden sen, ben söyleyeyim: Bu kadar uzun süre niye bekledin ? Uzun süren kovalamacalar, sayamayacağım kadar çok konuşma, hafızamdan silinen binlerce insan geçti bu gördüğün karmaşanın içinden. Ben bir karmaşayım, kendi içinde. Dingin suyumda gizli herşey. Senin göremediğin neler yaşar içinde. İsimsiz kalabalık değil. Kararsız, huzursuz değil. Hepsini istedim aslında. Lakayt oldum sonunda. Hayatı sınırlama, hatta hayatı hafife alma. Yere bas, toprağa. İnancını zedeleme. Bilmediğin çok şey var... Bilmediğim çok şey var... Anlatacaklarım seni bağlar mı bilmem. Ama tüm insanlığa bu sözler. İstersen okuma. Ama anlatacakdır sonunda birileri. İçini temizleme, temizleyemezsin. Arınmaya çalışma, arınamazsın. Masum insan var; ama çok uzaklarda. Onu getirmeye uğraşma. Doğruyu bulmaya da uğraşma. Ondan çok var etrafta. Yapacağın iyi oynamak. Rollerini kendin belirle şu hayatta. Zoraki oynama oyunlarını. Sen eğlen ki; insanlarda eğlensin. Biliyorum zorluyorum. Nasıl olur diyorsun? Ama unutmaki bir oyun oynuyoruz. Oyunun kuralları yok. Diğer herşey için sen, kendine başvuracaksın. Sırtını dönmesin sana sakın. Dikkat et. Küstürme. Yaşayamazsın onsuz hayatta. Odak noktanı sev. İçindekini sev. Ve sadece uzay boşluğuna inan, yıldızlara baktığında. Seçenekler o kadar çok ki aslında. Birini seçmem gerektiğini söylüyorlar. Onlara gökyüzünü işaret ettim sorduklarında. Havadaki bulutu gösterdim ve seçmeyeceğimi söledim hiçbirini. Onlar seçmem için ısrar ettiler; ama ben yine de direndim. Onlara uzaklaşmalarını emrettim. Hatırı sayılır bir kazançtı benimki. Önümden geçip gitti o sürü. Bir sonraki geliyordu sanki uzaklardan. Hissediyorum. Ama sizi yalnız bulmak isterim, yolunuzda yürürken cesurca... Tehlikeleri vardır elbet; ama başaracaksınız... Geldiğinizde sizi karşılayacak kişi ben olacağım. Paylaşacak o kadar çok şey var ki. Anlattıklarıma inanamayacaksınız. Sizin anlatacaklarınızı da sabırsızlık içinde bekliyor olacağım. Aslında beni, kendinize benzeteceksiniz. Kendi kendinizle konuştuğunuzun farkına varmadan...
UMURSAMAZ ELLER

Yaşanmamış anlar var daha... Söylenmemiş sözler, duyulmamış şarkılar, tanışmadığın o insanlar, güzellikler var daha... Ömrüne kısa ya da uzun de. Bir dakika bekle ve gör. Ne kadar da zor geçer saniyeler. Düşününce zorlanırsın bunları. Ama şansına inan. Sebepleri sormadan savaş. Geleceği hayal etme, hedeflerin olsun. Bir amacın yoksa, her geçen saniye aleyhinde işliyor. Ve sen suçlu bulunuyorsun. Nöbetçi mahkemelerde yargılanıyorsun. Kısa ve öz. Cezan kesin. Ölümü beklemek daha güzel. Senin yerinde olmak istemem. Yakama yapışmış umursamaz eller. Kendini düşünmeyene zaman çok hızlı seyreder. Başkalarına harcanan zaman ise çöp kutusuna atılmış akrep ile yelkovan eder.

14 Kasım 2009 Cumartesi

BANA HİÇBİR ŞEY SORMA

Aceleye getirme telaşı içindeyim. Sebebini bilmediğim nedenlerle. Sensiz olmuyor. Demek ki değişim olağan süreçte benle beraber. Bazen aklıma geliyor; bazen yanımda bile değil bütün gün. İster istemez bu oyunun içindeyim yani. Size komik geliyor; bana acı. Güldüğünüzü görüyorum; ama ben ağlıyorum. Hayatın oyununa katlanıyorum. Kederle doldu ceplerim; hüzün birikti avuçlarıma. Ama huzur için verilecek herşey benim için bir gereklilik. Zorunlu bunlar. Yaşanacaklar. Sadece rahat ol. Bazen ağla uzun uzun; ama unutmaman gereken birşey var. Her gün ağlayamazsın; bütün ömrün boyunca o günü bekleyeceksin. Bir gün gelir diye; bekleyeceksin. Uzun bir süre gibi gelecek; belki de öyle olacak. Hiçbir şey için kesin konuşamam. Söz verilir; tutulmaz. Bunları düşünme; sana fayda sağlamaz. Kafanda küçült; beynine söyle; sana geri dönüşüm yapmasın. İnanman gereken şey sadece kendin. Barış onunla ve sonsuza dek huzurlu yaşa...

07 Kasım 2009 Cumartesi

HAYATIN ANLAMI

Hayata güvenmek olmaz; ne yapacağı belli değil. Bunu şunu bahane eder; yeri gelir hiçbir şey sölemez; cevap beklersin, ses yoktur. Sonuca katlamak sana kalır. Geriye birşey bırakmaz. Tüm delillerle beraber ortadan yok olur bir süreliğine. Seçim hakkım olsaydı eğer; susma hakkımı sonuna kadar kullanırdım sana karşı. Ama olmuyor; söyleyemeyeceğim herşeyi sana söledim. İçimden ne geçtiyse hep bildin ne geçtiğini. Bütün sırlarımla sana geldim. Bütün gerçekliğimle, bütün saflığım hatta. Ama seni, sana anlatmamı söylemiştin bana. Dinlemedim; hakkında çok şey söledim. Bazen sert, bazen sinirli, bazen sakin ve sabırlı... Oluruna bırakmak istedim; başaramadım. Kontrol çabası başarısız; şu an sürükleniyoruz. Kimliği belirsiz haykırışlar eşliğinde ilerliyoruz. Ulaşamam diye korkuyorum sana. Bütün endişem mutlu sonu görememe korkusu. Bütün sıkıntı benden kaynaklı. Senin hiç suçun yok. Olsa da olur; olmasa da zaten. Beni duyduğunu ya da benden haber alıp üzüldüğünü de zannetmiyorum. Sen sadece ilerle, arkana bakmadan. Ben sana yetişmek için aceleyle de olsa arkama bakıyorum, kısa aralıklarla endişeleniyorum insanlara. Üzerime gelenlere sırtımı dönüyorum. Adeta yok oluyorum. Varlığımla girdiğim bu savaşta pusuda yatmış, bekliyorum.

01 Kasım 2009 Pazar

I USED TO THİNK

Yaşamadan bilemez insan. Her güne, dün yaptığı birşeyin yanlış olduğu gerçeğiyle uyanır insan. O şartlar altında doğru olan o değildir, tecrübe etmiştir, eğitilmiştir bir bakıma. Her pişmanlık bir serzeniş bize, yolu gösteren bir tabela yoldan çıkana. Bıçak gibi kesti rüzgar, aniden değişti hava. İşte buna benzeriz, aslında böyleyiz. Bu kadar kolay olmasa da, aklımıza geldiğinde güleriz. Aylar sonra anlamayız, kendi kendimize konuşur, değiştiğimizi hissederiz. Her yeni olayda, her yeni virajda, her yeni sapakta tekrar tekrar, tekrar eder bu sıra. Sıranın bize geldiği vakit aydınlanma vaktidir. Belki yanılıyorumdur, belki bir yerde bir yanlışım var. Ama söylenenler açık, öncesinde görünmeyen çok şey var. Sonrasında anlaşılmayan da... Eğer bu kadar kolay olsaydı, ağlamaya gerek kalmazdı. Ağlamasak da olmazdı. İşler yoluna girdiğinde ise gülmeden geçilmez bu dakika. Hayatta olman, senin için bir mucize. Bazıları için sıradan, gereksiz ve değersiz. Yaşamadan bilemez insan. Her güne, dün yaptığın yanlışları anımsayarak; çoğu zamanda yapacağın yanlışlar için başlarsın ... Bunun değerini ancak ve ancak kendini bildiğinde anlarsın...

29 Ekim 2009 Perşembe

BİR ACAİP ZAMANDI

İşte benim çoktan bitmiş istismarlarım, küçük düşmüş taşlarım... Lütfen artık yalvarmayın. Sıra size gelene kadar artık kendinizi ısmarlama siparişlerle kandırmayın. Üzerimde büyük bir Güneş bugün. Aydınlanma değil, sadece sıcak bir yuva. Üşümüyorum, hayır. Siz de buna inanmayın. Başı sonu olmayan küçük patikalarım. Histerik davranışlar içerisinde çevremiz; bunu da bana anlatmayın. Kendinizi koruyun, sakin olun, ağırdan alın. Aman sakın bu salyalı piskopatlara inanmayın. Narin dallarını kırın, atın ve yakın. İstemeden oldu demenize gerek yok. Anlatılanları anlamayacak kadar aşağıdalar şu an. Sesleri gelir gibi, birbirlerine giriyorlar. Bozukdüzen çalma yeter. Sesimizi bastırma, boşa ağlama yeter ! Duygularına yenik düşme, biraz daha dayan... Bu savaş hali de geçer... Biraz güce, biraz paraya bakar bu beyler. Emzik vermişe döner... Biraz emer, biraz yalar, biraz da verir, alır... Gerisi buna bayılır. Ellerinde bayraklar salınır... Gösteri peygamberleri ortalarda dolanır. Eski düzen, bunu ister, buna inanır. Yine, yeniden güçlen, sana dağlar mı dayanır.

27 Ekim 2009 Salı

YAŞAM ALANIM DARALIYOR

Duygularımı açığa vurmak istemiyorum artık. Çevremde dönen onca sahte oyuna katlanmamak için. Söyleyemeyeceğimiz her söz, artık çok kolay herşey. Sadece istesen yeter. Burda olmaz dedim. Çünkü sahte buralar ya da sahte sanacağımız kadar gerçek. Bilmiyorum, emin değilim. Son kararımı sorma bana. Olmayan birşeyi söylemeyeceğim sana. Kafam güzel olsa da, duygularım yerinde, düşüncelerim de. Kahraman olmalı mıyım, yoksa köşemde, rahat yerimde beklemeli miyim? Karar aşamasında değilim. Rahat mıyım? Koca bir hayır. O rahat köşe bile dar gelmeye başladı bana. Ne yapmam gerekiyor? Bilmiyorum... Rasgele yapılan hamlelerle ayaktayım. Hatıları bitirdim. Endişe, geleceğe odaklandı. Odak noktası yok. Belirli bir şekil, şema yok. Belirsizlik şuan için...

23 Ekim 2009 Cuma

SÖZÜN ÖZÜ YOKTUR

İnsan aklı, beni benden alan karmaşık, sentezleme makinesi. Bazen diyorum, bazen de demiyorum. Milyarlarca insan, yetiyor muyuz bu topraklara, çok mu yakın aramızdaki mesafe, çok mu uzağız epeyden. Sözün önsözü olmaz. Bitir ya da devam et. Elimi sık, sıkı sıkı sar bedenimi. İhtiyaç, haykırmaz bazen. İhtiyaç, imtina eder. Bazı bazı gelme bana. Kal yanımda ya da devam et. Beklenecek yer değil, benim yanım. Bana sen lazımsın, sen gibiler değil. Kötü kötü baktığında anlarım, sebepsiz değilse de, bir sebep aramadım.Yanlış yaptım. Uzlaşı yok; konuşma bitti; sözünü söyledin. Uyarımı dikkate aldın, buna biraz alındım. Oysa, bana neler neler söylemiştin. Bir çocuktun ve hep öyle kaldın. Ama sen hiç etrafına bakmadın. Beni, benle aldattın. Evet sen tamamen bana bunu yaptın. Belki de kafanda tasarladığındı, bunu istiyordun, bunu arzuluyordun; ihtiyaçlarına sadık kalan sendin. Ben  sarhoştum. Pek hatırlayamadım da zaten. Serseri olana olan büyük saygı, ben de taşımadığım bir yükle karşı karşıyaydım. Sen, hayatı hafife alandın, aşkı kendi hücrende yaşardın, umursamaz tavrınla beni benden alandın ya da ömrünün baharında yatağından taşandın. Bu cümleleri kuruyorum ya sana; sakın sorma neyin nesi diye bu. Bazen gerekmeyenler, gerekenleri alt ederler. Ve hayat mekanizmanı ele geçirirler. Sonra deme bana, sonrasını boşverdim. Pişmanlık yasasından yararlanmak gibi bir lüksüm yok. Sana ait olmamamın cezası, bana bir müddet, belki de müebbet, sonrası zaten musibet. Yaramı sarmasınlar bırakın. İstiyorum sonsuz sükunet. Yalanlar içinde bir tek bizi bize bırakın, yol kesen sonsuz husumet. Çekil bu uzun sürecek yolumdan. Bir hiç uğruna harcanan yaşamlar, gördüm; duydum; dinledim. Ve bir keresinde  yaşamadan anlayanları izledim. Bana çok şey söylediler, yaşamadığım herşey hakkındaydı olup biten.
Elimi bırakma, sıkı sıkı sar bedenimi. Sana ihtiyacım var hayatım. Bunu söyleme ihtiyacım, gevşemiş palamara sıkı bir volta at, haykırışımın provası. Elbet oyun gelir sahneye, oynamasam da anla ki; oyun yapmıyorum.

14 Ekim 2009 Çarşamba

BOŞ BOŞUNA UĞRAŞMA

Sen de kimsin? Beni bana anlatan ahmak. Çözüm önerilerinle geldiğin gibi, lütfen geri dön, uzaklaş. İkilemlerimle başbaşa kalayım. Kafamı yorayım, usanayım. Ben en iyiyim, kendi içinde savaşan bir dev. Sözüm ona beni tanıyorlarmış,size bu yolda başarılar. Tek ayağımı kaldırdığımda, ilk önce siz gülün bana. Sesimi çıkarmam. Uzaklaşırken de ilk önce siz el sallayın. Sevineyim böylece, sizin de insan olabileceğinize; ya da korkudan konuşamadığınızı görüp bazen normal davrandığınıza. Başka kelimeler de kullanmak isterdim. Sakıncası olmadan konuşabilmeyi başarabilenlere. Ama bazen sınırları çizmeden siz, o hayali sınırı çizenleri de görmelisiniz. İşte hep arkada parlayan, uzaktaki ışıklar onlar. Asıl takdiri ve saygıyı hak edenler.

13 Ekim 2009 Salı

İÇERİ ALMAYIN BUNLARI

Ertelemeli miyim? Yoksa bir sonraki karşılaşmayı beklemeden üstüne mi yürümeliyim... Gitgide artan büyük yükü, omuzlarımda taşımanın verdiği o sıcaklık, bende olmayacak yan etkiler yarattı. Eskisi kadar gereksiz olanları çöpe attım, ama yenileri eklendi. İstemiyorum dediysem de dinlemediler. Çünkü onlar bendendiler. Kirli suyumda onlar da bir kirdiler. Peşime düşmediler bu sefer; ama zorladılar beni her anımda. Yakındılar, önemsediler, gördüler beni, fark ettiler. Yanaştılar az da olsa, elimi tutmasalar da, beni kandırdılar. Dost bildiklerin tükenmez demişlerdi. Elbet bir gün anlarım, umarım geç olmaz. Geç olduğu vakit dışardakileri içeri almaya başlarım. Beni kendi kendime bırakın şimdilik...

09 Ekim 2009 Cuma

UZAKLAR GÖRÜNÜR GİBİ

Hiç karşılaşmamıştım böylesiyle. Bende bıraktığı iz, pencereye düşen bir damla yağmur gibi. Aşağa doğru akarken, eksiliyordu sanki birşeyler benden. Yine kafamda oluştu bütün görüntü. Hoştu da. Sevmiştim bu sefer. Elimde olmayan bu sebep, beni benden uzaklaştırsa da, yine de kendime kızıyorum. Eskimeyen her duygu, ben de bir yan etki yaratıyor. Olacakları merak ediyorum.

05 Ekim 2009 Pazartesi

UZAKTAKİ ŞEHİR

Midem bulandı; başım feci ağrıyor; bütün organlarım iflaslarda. Bir de içimde bir soğukluk herşeye ve herkese karşı. Kendimin de anlayamadığı bir feci hal. Ama her gün biraz daha iyi oluyorum sebepsiz. Kendime dedim geçen gün: ''Olum sakin ol! Seni senden başkası sevmez. Bırak peşini, seni senden sonra tanıyan herkesle dalga geç. Onlar da iyilerdir belki. Sen sen ol, önyargılarından arın. Ya da kendini başka bir zamanla kıyasla. Elinde olmadan pes edeceksin. Hayata uzaktan bak, uzaklaşmadan uzaklaş. Yakınına gitme, seni sen oluduğun için sevsin, bırak.''

01 Ekim 2009 Perşembe

KALABALIKLARDAKİ YALNIZLAR

Yıllanmış şarap gibi değil hiçbir şey. Eskidikçe, bozuluyor ve yıpranıyor. İstemez miydim bende herşey düzgün ilerlesin zaman akışının içinde. Bazen delirmek, bazen de iyileşmek düşündürücü. Sarılamayacak yara yoktur; ama iyileşir mi bilinmez. Bilinmeyene olan yolculuk hep var, hep yollardayız. Ama bazen hayatına bakıp, sidik yarıştırmaya çalışanları gördüğünde, onlardan biri gibi davranamayacağını düşünmen senin için iyi olabilir. Belki de yorulmuşsundur. İstediklerinle örtüşmeyen bir dünyayla karşı karşıyasındır. Seni senden alıkoymak isteyen o kadar çok insan var ki, onlara karşı çıkamamaktan korkuyorsun. Anlamasınlar bırak. Her yaşam, kendi içinde kaybolandır, hayatın tadı işte o anda başlamaktadır.

27 Eylül 2009 Pazar

KAYBETTİM VE KAZANDIM

O sabah erken uyanmıştım; bazıları kalkmış, bazıları hala uyuyordu yataklarında, o İstanbul sabahında. Ama sessizdi ortalık, sakindi, çok kısa bir süreliğine huzurlu. İçimde değişik bir ambiyans... Hep bu saatlerde uyanacaktım artık, o havayı almak için ayılacaktım ve endişelenecektim yine bozulacak bütün ahenk diye. Ama olsun değer bilirdik biz. Ya da olmadı mı bırakır giderdik. Zorlamanın anlamı yok, anlamsız hiçbir şey de yok. Zorla olmaz; ya olmaz de ve bir de tereddüte düşme. Bitir ya da devam et. Aklıma, oyunlarını sokma. Dürüst ol bana. Emin değilim. Sende değilsin. Hayat böyle birşey işte, ne olduğunu anlamazsın bazen. İşte yaşanacak olanlar önünde. Bekle ve gör. Yeniyi, eskiye benzetme. Ve yine yüzüne gözüne bulaştırma...

26 Eylül 2009 Cumartesi

HAYATIN KISKACINDA

Çatı çöktü yine... Yaşam, küçük bir kutu gibi; alırsın bazen eline oynarsın onunla; bazen de ararsın bulamazsın... Bir kış uykusu hasreti yine. Elimden gelmese de... İsteksiz tavırlarımın başlangıç safhasında, yine yeniden aklım oyuna başlama evresinde. İşte geldim diyor karşıma geçip, ben ise arkamı dönüyorum ona. Hiç ilgimi çekmiyor. Git diyorum, hiç önümü dönmeden, bakmaya yüzüm yok sanki. Sıkıldım dedim; ama hala gülüyordu, beni sinir ettiğinin farkında olmadan. Uzaklaşmak zorunda kaldım; ona uyamadım. Başımı ağrıtmasını istemedim. Ne de olsa daha başka bir rüzgar, başka seferlere çıkan başka başka gemiler beklerim ben. Senden sonra...

19 Eylül 2009 Cumartesi

BEKLE; BEKLE DE DÜŞÜNEYİM

Yine yoğunluk başlar 1-2 haftaya. Sıkışmış duygularla, acele adımlarla, bulanık düşünme yetisiyle... Yaşamanın amacına ulaşmaktansa, seri halde yapman gereken çok şey var. Öyle dediler ona da. Sert çıkışlar gerekli değildi. İçini örten o kalın örtüyü, bir kenara bırakmalıydı. Görev bilinciyle, içinden gelmeden onca yükü taşımanın aseleti vardı üzerinde bir de. Kandırılmış bir çocuk, belki de habersiz. Cevap vermediler, soruları sormuştu oysa. Ama zamanın kaybı bizim kaybımızdı. Onun her hareketi, bize bir telaş kaynağı. Hayatın içinde bir stres küpü hali... İçinden geldiği gibi davran dedim bende. Aslolan nedir ki hayatta ?

18 Eylül 2009 Cuma

PAYLAŞMANIN TADINA VAR

Eğlence zamanı mı şimdi de? Nerde kaldı o eski zaman replikleri... Kırmızı, kırmızı olalı bu kadar ezilmemiştir. Bazen aklıma geliyor; insanlık namına ne yaptık ya da neler yapabilirdik diye. Çok uzaktalar mı? Uzaklar, yakın oldu bu yıllarda, öle dememişler miydi bize. Açlıktan ölenler ve birbirine domates fırlatarak eğlenen insanlar. Bilmem ki biz mi çok doğruyuz; yoksa dünya mı çok eğri... Çocukken, hiç düşünmedim; herşey mükemmel değildi. Şu an da değil. Teslim olsak mı, olmasak mı düşman kuvvetlerine. Yalnız kaldık cephelerde, yalnız kaldık hep her düşman işgalinde. Yok saysalar olmazdı; ama yok etmeleri de şart mıydı? Sebepsizce, pervasızca davranmasalardı. Gün gelir sende yoksun olursun, yok olursun...
UZAYA MI ABİ ? EVET KARDEŞ !
Uzun bir yolculuk yapsam; hiç bitmese hatta. Güneş yüzüme vursa bazen; bazen arkamdan batsa; bazen de yeni günü işaret etse bana. Varacak yerim olmasa, yollar da arkadaşlık yapsalar bana . Bilinmezlik deyin siz buna; ben devamlı yollarda. Varacak sıcak bir yer, karşılayacak insanlar yok. Acele etmeden; çünkü yetişecek bir yerim de yok zaten. Çalan şarkılar hislerimin tercümanı, doğa benle beraber; kucağımda bir küçük sincap. Belki de arka koltukta bir oyuncak bebek. Söz söylemeye kimsenin dermanı yok. Zaten isteseler de konuşamazlar; saygısız olmaya istekleri yok. Sincap kaçar gider, ben arkasından bakarım. Üzülürüm; ama bir tarafım sevinir ona. O da özgür; o da yollarda diyerek. Oyuncak bebek kaybolur bir zaman sonra. Yerini doldurmak kolay; hiç bir oyuncak onun yerini tutamayacak olsa da. Elimde birkaç kitap; okumuyorum bile. Sadece güzel cümleler seçiyorum içinden. Kendime göre uyduruyorum hikayeleri. Hayatımı yaşamak için, hayatı yok sayıyorum, görmezden geliyorum, hafife alıyorum onu. Kafam tertemiz; yeni yıkanmış bir iç çamaşırı ferahlığıyla düşünüyorum; bütün ayıplarımla, bütün gizemlerimle işte ben gidiyorum. Yolları arkadaşım sayarak, içimde bir burukluk... Bunu hak edecek biri yok muydu? Beni benle yalnız bırakmayacak birileri? Elbet yok olacağız, hiçbir şey hatırlamayarak. Aslında çok iyi bir son benim için. Her seferinde başarısız olmaktansa; yanıma bir yük almadan çıkmıştım yola. Bir örümcek aklıyla uğraşmaktansa; bir örümceği almıştım yanıma. Onun beni anlaması gerekmiyordu. Ama ben onu anlıyor gibiydim. Üzülmüştüm; ağlamıştım da. Hayvan olmanın alçakgönüllülüğüyle... İnsan olmaktan bıkmış bir kaçık manyaklılığıyla... Sevdam yok; onun da olmasını isterdi herkes. Birşeyleri eksik diyecekler hikayeye. Laf arasında konuşacaklar. Arada kulaklara fısıldayacak ağızlar. Ben yoldayım; ama bana ulaşamayan her söz... Havaya bir gaz bulutu daha. Biraz daha karbondioksit, azot, oksijen karışımına... Kulağıma gelen o her yaşanmış şarkı sözlerinde; kendimi aramaya koyuldum sırayla. Zaman ve yol akıyordu bir yandan. Her insanı düşünemezdim; ama onu yapmaya da çabalamıştım. Boş boş, belirsiz anılar belirdi. Hatırı sayılır olaylar geçtiyse de hepsini unuttum ben. Hiç kimseyi suçlamıyorum. Suçlayamıyorum; elimde hiç kanıtım yok. Dünyada nefes alan her insan gibiyim bende. Farklar, benzerlikleri yaratır sonunda. Her yol aynı sona mı çıkıyor yoksa. Bende bir yoldayım, bir yolculukta, bir başkaldırışta. İçimde büyüyen yalnızlığımla... Elveda demeden herkese, bir bana bakın, bir de kendinize. Söylecek sözlerim bitti; şimdi sıra kimde?

14 Eylül 2009 Pazartesi

BİR GERÇEK BİR YALAN
Geçtiğim her yerde bir iz bıraktım; ama çok çabuk silindiler.
SİZ KALIN BEN GİDİYORUM

Bi anda fark ettim herşeyi. Orda bırakmalıydım bütün gerçeği.

11 Eylül 2009 Cuma

ÖLÜMÜ ÖLMEDEN GÖRDÜM
Sis kaplamış her bir yanımı. Gözlerim işlev görmez halde. Hiç ses yok gibi ortalıkta. Duyabilecek miyim bir ses, bir kıpırtı, ondan bile şüpheliyim. Kaç gün geçti böle, kaç gece, kaç gündüz. Nerdeyim, ne yapmaktayım hiç bir fikrim yok. Kafam uyuşmuş, büyük bir boşluk içinde sıkışmış. Kalbimin attığı konusunda şüphelerim yüksek. Sessizlikte, onun sesini duyarım diye çok bekledim. Umutlarımı yitirdim de. Öldüm mü acaba. Bu bir ceza mıydı yoksa bana derken; anılarım canlandı bir anda. Sanki hepsi birden yanımdaydı. Cezamı çekerim diye düşünürken. Bir hediye, bir kurtarıcı eli miydi bu bana. O sis perdesi aralanmış; içinden geçtiğim de, kendimi görmüş, haykırmıştım. Kulakları sağır edecek o ses, beni kendime getirmişti. Kalbime dokundum o anda, hissettim yaşadığımı. Belki de tekrardan canlandığımı...

10 Eylül 2009 Perşembe

GERÇEKÜSTÜ KONUŞMALAR GEÇTİ ARAMIZDA

Hayatın karmaşıklığı üzerimde, içimde, her yerimde. Söylenmeyecek sözler söyledi bir de bana. Saydı, saydırdı; içinden geldiği gibi konuştu. Beni anlayamadığını da söyledi, kimseyi anlayamadığını bir de. Farkı göremediği için, beni kendi sandığını da. Bende seni anlayamıyorum dedim ona. O kadar kapalısın ki, o kadar karmaşık. İçime dert olmadan önce sen, ne güzeldi herşey. Senin öyle olduğunu bilmeden önce, ne kadar berraktı gökyüzü. Artık yanımda birileri olsa da böyleyim. Ya da çok büyük bir roldeyim. Ne fark eder ki, oyunun içindeyiz hepimiz...

Hayatın karmaşıklığı üzerimde, içimde, her yerimde. Sessizce konuştu benimle. Yeter diye bağırdı bir de. Bir anda oldu herşey. Çekip gitti bütün siniriyle. Beni başbaşa bıraktı kendimle. Başladık yine kendimle beraber, kendi kendimize konuşmaya. Ensemde nefesi, ciğerlerimde havası, beynimde, başımda düşünceleri, kalbimde, içerimde hissettikleri. Ne yapsam da mutluyum gibi. Bir yandan da büyük bir keder arkada pusuda bekliyor. Yaşadığıma seviniyorum, işte bu sebepten. Bana baktığının da farkındayım.Ama olsun, ne gelirse gelsin biliyorum ki, senin oyununun bir parçası herşey. Ve sen karmaşasın bir de, karmaşıklığının yanında. Sana olan inancım, beni ne kadar güçlü kılsa da, sebebim belli kendi içimde. Herşey zaten benim içimde. Olan da olmayan da. Ben yarattım seni, belki de benden kopan bir parçasın sende. Ben olmasam, ne yapardın diye düşündüm. İçinin eridiğini hissettim. Bende erimeyen tek şey kuşkudur. Seni de bitiren o gizemli el, işte o el benim elimdi. Kare aslarım benim...

Hayatın karmaşıklığı üzerimde, içimde, her yerimde. Yok olmanı diledim; bütün nefretim, bütün saygım içimde. Uzaklardayım sanmıştım, bana ulaşamayacağını düşünmüştüm. Ama o yalnızlık seferlerinde, o rahatlama seanslarında, bol bol seni düşünmüş, ciğerlerime temiz hava çekerek, sana dinlenmiştim. Hazırdım, kimse üzülmesin diye dayanmıştım buna. Rahat rahat bağırıyorum şimdi, avazım çıktığı kadar, boğazım patlayacak gibi. Sonsuzluk benim için bir büyük dert. Sonunu göremeyeceğim için seviniyorum. Seni senden almalarını izliyorsun sessizce. Ben ise sana bağırıyorum bütün nefretim, bütüm ızdırabım içimde.

Hayatın karmaşıklığı üzerimde, içimde, her yerimde. Her seferinde benle, benden biri, benim gibi. Kestiremiyorum neredesin, tam olarak. Belki de çok uzaktasın benden, ya da ben de çok uzaklardayım seninle. Giderken demiştim kendime, dönecek diye bir gün. Dönmeni beklemedim aslında. Senin de işin zordu çünkü. Hayatın karmaşıklığıydın sen. Başlı başına bir serüvendi seninkisi, bizimkilere benzemeyen. Yorulmadan geçen zamanı, görmezden geliyordun sen de. Yani yoluna çıkan herkesi ve herşeyi, sen kendi içinde yaşatıyordun. Sen zamanın kendisi mi, yoksa onun bir meşkalesi miydin? Sonuçta herkes bir halkanın içinde küçülüyordu. O büyük halka olmak neye yarar; eğer herkes dönüyorsa durmadan, bir halkanın etrafında dedin bana. Evet haklıydın, düşünmeme yol açtın, bana bir kapı daha açtın.